Bu Blogda Ara

8 Nisan 2018 Pazar

Monolog Röportaj-Arabesk Ve Şiir-1-




-Arabesk şiir var mıdır? Biliyorsunuz Arabeski müzikle bizlere Orhan Baba ile tanıştırdı, Bir teselli ver ile başlayan, batsın bu dünya ile devam eden süreç hakkında şiirde bir arabesk tarzı havası var mıdır?

-Köyden kente göç eden köylü insanlarımızın kentlerde kendisini kabul etmeyen, o zengin kendini elit gören insanların aralarına kara bir perde çekmesi ile bu perdeyi yırtmak kaldırmak adına arabesk meydana çıktı. Belki anlamı değişiktir ama ben böyle yorumluyorum. Köylü kardeşlerim bende varım bende burada sizinle yaşıyorum demek için, yalnızlığını yıkmak yok etmek için içinde kendini anlatan Orhan babanın eserlerinde, sözlerinde kendini buldu ve kendini böyle ifade edebildi. Ne diyor Orhan baba bir okuyalım:

Bir teselli ver,
Bir teselli ver,
Yarattığın mecnuna,
Bir teselli ver.

Sevenin halinden,
Sevenler anlar,
Gel gör şu halimi,
Bir teselli ver.

Aramızda başka,
Biri var ise,
Tertemiz aşkımı,
Bana geri ver.

Ben zaten her acının,
Tiryakisi olmuşum,
Ömür boyu bitmeyen,
Dert ile yoğrulmuşum.

Gülemem sevgilim,
Ben sensiz aah yaşayamam, yaşayamam.

Bana ne gerek,
Bana ne gerek,
Senin aşkından başka,
Bana ne gerek.

Aşkın zehir olsa,
Yine içerim,
Yolun ecel olsa,
Korkmam geçerim.

Yeter ki sevdim de,
Ben bu aşk ile,
Dünyanın kahrına,
Gülüp geçerim.

Ben zaten her acının,
Tiryakisi olmuşum,
Ömür boyu bitmeyen,
Dert ile yoğrulmuşum.

Gülemem sevdiğim,
Ben sensiz aah yaşayamam, yaşayamam.

Kaderimin Oyunu

Ne sevenim var ne soranım var
Öyle yalnızım ki
Çilesiz günüm yok dert ararsan çok
Öyle dertliyim ki

Bana kaderimin bir oyunumu bu
Aldı sevdiğimi verdi zulumu
Dünyaya doymadan geçip gideceğim
Yoksa yaşamanın kanunu mu bu

Bıktım artık yaşamaktan
Çekmekle biter mi bu hayat yolu ah ah
Bu yalnızlık bu dertler

Bekleyeceğim... Bekleyeceğim...
Geri dönmese bile
Alıştım kaderin zulmüne artık
Bana gülmese bile

Geri dönmez artık giden sevgililer
Her ümit ufkunda ağlıyor gözler
Bitmeyen çilenin derdin sarhoşuyum
Kahredip geçiyor en güzel günler

Bıktım artık yaşamaktan
Çekmekle biter mi bu hayat yolu ah ah
Bu yalnızlık bu dertler...

-Orhan baba burada aşkla halden anlamayı insan ayrımı yapmadan sevmeyi sevilmeyi paylaşmayı anlatmıştır, insanımızda içinde acısını aşkını beraberliğin vurgusunu yapan sözlerde müzikte kendisini hayatını bulmuş ve duymayanlara haykırmıştır. Zaten şiir bazen haykırma bazen dürtme bazen sarma bazen güldürme bazen hissettirmedir… Aşk ile yazılmış sözlerdir kısacası insanın gönlü hayatı bugünü dünü yarınıdır… Köyden kente göç eden insanımızın yaşam tarzı ile kentteki yaşam şekli birbirine zıt olunca, ortaya zıt grupların çekişmesi bir birini anlamaması ortaya çıkınca sağ olsun Orhan baba Hızır gibi yetişti, birbirimizi kucaklaştırdı yakınlaştırdı. Herkes haliyle kendi açısından yaşadığı ortama uyum sağlayınca haklı olarak değişik yaşam şekli ile-ama aynı kültürün miras sahibi olanlar-şehir havası almamış insanların, giyim tarzı bakış açısı ile karşılaşınca her iki tarafta ben haklıyım, sen haksızsın layık değilsin başkasın vs ile hayata devam ederken, bu kısır çekişmeyi Orhan baba bir anda çözdü kucakladı herkesi kucaklaştırdı. Arabesk şiir müzik olsun aynı kültür, fakat değişik yaşama şekli ile yaşayan insanlar bir anda, aynı hava içine girince birbirlerini kabul edişleri kolay olmayınca Arabesk müzik ile her şey bir anda hal oldu. Şiirde bu anlamda insanları kucaklayan yarınlara taşıyan bir arabesk tarz sayılır. Tarzı ne olursa olsun insanı kucaklayan bir araya getiren ve yarına taşıyan, gönülleri sırtına alarak taşıyabilen, hayallerini kâğıda sözlerle çizebilen yazabilen, notalarla gönül’e nakş edilen her şey şiirdir gönüldür diyorum. Herkes başka düşlerin peşinde yalnız koşmaya başlayınca, şiir durun aynı düşleri görüyorsunuz lakin tek başına bunlar olmaz, önce toplumsal düşleri el ele gönül gönüle gerçekleştirin sonra, acil olan kimin hülyası var ise birbirinize yardım ederek gerçekleştirin, hatta toplumsal olarak yarınlarınız mutlulukla dolması için bu hülya için birlikte çalışır başarırsanız, diğer insanlar bu güzelliği görünce kendi hülyalarına gerek olmadığını anlayacaktır. Şiir bunu anlatan ve söyleyendir, tıpkı Orhan baba gibi:

Dostta vefa hayır yok
Felek dersen insafsız
Gelen vurmuş giden vurmuş
Sabır dersen faydasız

Ne sevgide ne aşkta
Ne hayatta gülmüşüm
Izdırabım doğuştan
Ben doğarken ölmüşüm

Bu dünyada rahat yok
Ölüm belki kurtuluş
Al canimi yarabbim
Bitsin artık kahroluş

Bir duaydın dilimde
Tek ümittin ömrümde
Kader vurdu felek aldı
Aşkım kaldı gönlümde

Gönlüm ıssız bir yolda
Sürüklenip gidiyor
Almış dünya derdini
Son ümide gidiyor
Orhan Gencebay

Ben Toprağın Sinesinde İnsan Denilen Bir Canım,
Hem Düşünür Hem Severim Budur Taştan Farklı Yanım.
Her Maddenin Zerresini Bedenimde Taşıyorsam,
Ben Ne Bir Taş Ne Bir Ağaç, İnsanlığımla İnsanım.

Ben Topraktan Bir Canım Senin Gibi
Çiğnesen Ne Fark Eder Yolun Gibi
Dil Söylemiş, Kalp Kırılmış. Ha Bir Eksik Ha Bir Fazla
Ne Fark Eder Derdim Gibi,
Ben Seni Her Halin ile Seviyorum
Toprak Gibi

Benim Aşkta Tek Dileğim,
Benim Cefada Örneğim.
Ağlatmayı Hüner Bilen,
Benim Vefasız Sevgilim.

Affetme Beni Sensiz Gülersem
Affetme Senden Bir şey Gizlersem
Aşkın Ecel Olsa Bile
Affetme Senden Sonra Can Verirsem

İstemem Sensiz Olan Kaderi
Ver Bana Sana Gelen Dertleri
Olsa Bundan Daha Beteri
Affetme Sana Şikâyet Edersem

Benim Aşkta Tek Dileğim
Benim Cefada Örneğim
Ağlatmayı Hüner Bilen
Benim Vefasız Sevgilim

Bahtımdaki Yalnızlık Seni Bana Getirdi
Bahtımdaki Acılar Seni Bana Getirdi
Aşkın İle Bütün Dertler Anlamını Yitirdi

Razıyım Senden Gelen Her şeye
Razıyım Aşkın İle Ölmeye
Senle Geçen Bir Günümü
Değişmem Senden sonra Can Vermeye
Orhan Gencebay

Ziyankâr
Harcadım ömrümü hep senin için
Sevilmek bir hayal, sevmemek ziyan
Ettiğim duadan ümide kadar
Döktüğüm gözyaşım, nefretim ziyan

Yaradan doğ demiş, ben de doğmuşum
Bir gönle gir demiş, seni bulmuşum
Ne yazık, sayende sefil olmuşum
İbret-i âlemi, görmemek ziyan

Ömrümden çaldığın zamana yazık
Uğrunda verdiğim son nefes ziyan

Bilirim bu dünya sensiz yaşanmaz
Sensiz, bir dert ile güne başlanmaz
Sen de bil kahrına bu can dayanmaz
Yaşamak çok güzel, seninle ziyan

Al beni vur yere, parça parça et
İstersen sen beni, istersen kahret
Bu mudur sevene verdiğin kıymet
Sevmenin böylesi ölmekten ziyan


Bu sözlerden sonra söyleyecek bir söz gönül birlik güzellik göremiyorum. İşte Müslüm babadan Arabesk sözler ve şarkı sözleri:

Hor görülenlerin tanrım isyanıdır bu
Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu
Düzensiz dünyanın günahıdır bu
Yakarsa dünyayı garipler yakar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

İsyan ede ede olduk günahkâr
Mutluluk bizlere uzaktan bakar
Tanrım bu dünyayı başka kim yakar
Yakarsa dünyayı garipler yakar

Dertleri içine içine sığmayan onlar
Hayatta umudu kalmayan onlar
Sürüne sürüne yaşayan onlar
Yakarsa dünyayı garipler yakar
Devam edecek
Mehmet Aluç / Âşık Gülveren.

6 Nisan 2018 Cuma

Monolog Röportajımızla Şiirle Gönüllerde Gezmeye Devam Ediyoruz.






-Sayın Okurlarımız yine bir Monolog Röportaj ile karşınızdayız. Hayatı kendimizi şiiri sorgulamak içinde miyiz dışında mıyız şiirin ve şiirlerin, nefese gülümseme katan gülüşünü görebiliyor muyuz diyerek, yine baş başa irdelemeye çalışacağız gönüllerde gezmeye devam edeceğiz kabul buyurursanız. Kendimizi sorgulamak yaşamın merkezinde şiirle var mıyız, yoksa şiirsiz gülümsemesiz siyah beyaz hayatımızla tüm renklerden uzaklarda mı yaşıyoruz diyerekten, gönül kapınızı çalarak usulca geldik. Bu haftaki konuğumuz Ozan ve aynı zamanda şair Âşık Gülveren. Sayın Ozan Âşık Gülveren hoş geldiniz. İnsan düşüncelerini sevinçleri umutlarını yarına dair düşüncelerini, kalemi alınca şiirle yazı ile yazınca o yazı ile güzel düşler kurunca mutlu oluyor diyorsunuz, dünden önce olanlar birer hatıra olarak herkes bir yerde saklarken, siz ozan ve şair veyahut da yazar olarak, açığa çıkararak insanların okuması, size hatırayı zedelemek hatıra olmaktan çıkaramak adına, biliniyor olması rahatsızlık vermiyor mu acaba?

-Öncelikle hoş bulduk, bana bu fırsatı vererek gönlümdeki duyguları şiirleri okuyucularımla paylaşmak adına, imkân verdiğiniz için teşekkürler ederim. Bana göre hatıralar saklanmak için değil, yaşanılan düne ait ne varsa, eğrisi doğrusu ile yeniden gözden geçirerek tekrar yaşanarak anlatılarak, hatıra olmaktan çıkararak ders almak adına, başkalarının da ders almasına vesile olmaktır derim. Anıların yalnız bir köşede saklı durması bizi de yalnızlığa itmesi götürmesi hem bize hem de anılara, azap vermektedir. İçinde gezerek tekrar gözden geçirerek, gönlü güzel okuyucularımla paylaşmak onlardan eleştiri alarak yanlışı okuyucularla düzeltmekten zevk alıyorum. Paylaşmayı yazmayı insanları seviyorum.

-Şiir okumamak, roman deneme okumayan insanların bunların gülüşünden yoksun kaldıklarını, ne kadar gülümserlerse de, karşındaki gönlü ısıtamıyorlar kucaklayarak saramıyorlar diyorsunuz, kendimiz ifade etmek adına okumak yazmak mı gerekiyor?

-Yazmak her insanın kârı değildir, istek arzu çaba olacak ve en önemlisi de Allah C.C. gönlüne dokunmuş olması gerekiyor olacak. Okumak kucaklamaktır sarmaktır varmaktır, güzel olanı bulmaktır. Tüm olumsuzlukları bir kenara atarak, kendini bir güzellikle gönül içinde gezinirken bulmaktır. Nefret ile kini anlatan bir şiir romanın okunacağı ve itibar göreceğini hiç sanmıyorum. Okuyucu ne okuyacağını okur ve gönlünde hissettiklerine tercüman oluyorsa gülümsetiyorsa okur, alır kucaklar ve kucakladığı o sevgiyi güzelliği, etrafına yayar ve gülümser ve gülümsetir. Kendini ifade etmenin kapısını açar, hiç belli olmaz bakarsınızı şair olur yazarda yazar hayat bu neler ne zaman karşımıza çıkacağı hiç belli olmaz. Gönül kapısını açarak dünyaya bakmaktır okumak, şair yazar içinde kapalı gönül kapısını açarak, dünya ya hecelerle kelimelerle okuyucularının gönlüne usulca bakmaktır yaklaşmaktır, gönül kapını usulca aç demektir.

-Türkiye de şair olmak karın doyuruyor mu?

-Türkiye de şair olmak çok kolay iki üç mısra yazdın mı şairsin ya da herkes böyle sanıyor. Şair olmak yazmak karın doyurmuyor maalesef! Şaire değer veren de yok, öncelikle bir işin olacak ve ondan sonra yazacaksın diyeceğim lakin günlük iş yorgunluğu stresi ile yazmakta olmuyor. Yüce Allah C.C.bana nasip olduğu gibi emekli olunca boş zamanlarında yazacaksın. Şiir yazdın roman yazdın yayınlatmak için paran olacak önce, şaşırmayın, Türkiye de getir eserini yayınlayayım diyen bir yayın evi yoktur bulamazsınız, öyle bir dünya da yoktur. En güzeli hobi diyerekten edebiyat sitelerinde yayınlamak, bununda pek faydası yok okuyucu yok ortada. İnternette binlerce kişi sörf yaparken, şiire edebiyata gelince hep es geçiliyor nedense! Edebiyat sitelerinde ancak şiir yazan şairler okuyor ve ötesine de gidilmiyor vesselam.

-Yine bir sözünüz var, şiir kendi dilinizle konuşarak, okuyucuların yani tanımadığınız insanların başkalarının olan dillerinin şiirle ortak bir dilde buluşmasına vesile oluyor demiştiniz, bunu bize daha geniş açıklar mısınız?

-Gönül diyelim yürek kalp diyelim, bunların çıkmayan sesine ses olmaktır şiir roman öykü denemeler. Bir anda bize bir anlam ve ifade etmeyen aramızda sevgi adına hiçbir şey kalmadı eşimle diyen bir insanın Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Hatırlama” şiirini okuyunca ne hissedeceğini kim bile bilir. Buyurun okuyalım:

HATIRLAMA

Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,
Rüyalarım kadar sade, güzeldin,
Baş başa uzandık günlerce ıslak
Çimenlerine yaz bahçelerinin.
Ömrün gecesinde sükûn, aydınlık
Boşanan bir seldi avuçlarından,
Bir masal meyvesi gibi paylaştık
Mehtabı kırılmış dal uçlarından.

Ahmet Hamdi TANPINAR

Bu şiiri okuyan ayrılığa koştuğu için pişman olmayacak mı acaba? O nazlı yârin güzelliğini tekrar hissetmeyecek mi acaba? Üstat Cahit Külebi’nin “Sevda Bahçesi “şiirini okuyan etkilenmez mi? Duygularına hislerine kara perdeler çektiği için, bunu okuyunca kara perdelerini açmaz mı? Buyurun okuyalım beraberce:

SEVDA BAHÇESİ

Bir gül mahzun durur bahçede
Yaprakları yorgun.
Sen pembe güllerin en pembesi!
Hasta solgun.

Bir gül taze durur bahçede
Yaprakları diri.
Sen beyaz güllerin en beyazı
Sabahlar kadar iri.

Bir gül baygın durur bahçede
Yaprakları serin.
Sen sarı güllerin en sarısı
Yağmur gibisin.

Pembe gül hülyandır açılmış,
Beyaz gül yanakların,
Sarı gül dağınık saçlarındır,
Ve mahzun kalbim ateş gibi
Yanan dudaklarındır.
Cahit KÜLEBİ

İnşallah
Devam Edecektir

Mehmet Aluç / Âşık Gülveren

Monolog Röportaj -Okurun Düş Gücünü Ortaya Çıkarmak-1-








-Sevgili okurlarımız monolog röportajımıza uzun bir aradan sonra kaldığımız 
yerden devam edelim, tekrardan hoş geldiniz Sayın Gülveren.

-Hoş bulduk.

-Kendinize hiç sordunuz mu acaba? Yazdığım nedir? Yazmam gerektiği için mi yazıyorum? Yoksa yazarak kendinizi mi avutuyorsunuz? Yoksa kendinizi mi buluyorsunuz?

-Teşekkürler ediyorum size, beni okuyucularımla tekrardan buluşturduğunuz için. Yazmak nedir? Yazarın ya da şairin içerik açısından gönül zenginliği ile akıcı gönlü okşayan bir dille, okuyucunun anını dünyasını hayatını zor günlerini hislerini duygularını samimi bir havada kaleme alarak yazmak, duyguları hisleri bilinçaltında meydana çıkararak canlı tutmak, aynı noktaya bakarak derinlemesine duygularımızı hecelerle mısralarla paylaşmak değil midir? Belli bir düşünceye varmak zorlaştıkça ve şiirle yazı ile kolaylaştığına ve bizi bir çatı altında topladığına göre yazmak bir gerekliliktir. Paylaşma noktasında sıkıntıya düşüyorsak, daha çabuk sezmek adına heceleri mısraları bir ahenk gülümseyen bir dil olarak kullanmak varken, neden yazmayayım? Neden hem kendimi hem de okuyucuyu düşüncenin özgür atmosferi altında oturmasına kendisini görmesine, bizi bizden uzaklaştıran meselelerin ne olup olmadığının farkına varması varken neden kendimi okuyucuyu avutayım, gerçekler göz önünde bakmayı görmeyi beklerken? İnsanlar bu dünyanın geçici süsüne aldanırken bir anlığına bunun yalan olduğunu bir şiirler hece ile mısra ile anlatmak varken ve bu gerekli iken neden yazmayayım neden yazmayalım? Bir parçalanma bir belirsizlik varsa ortada, bunu neden belirgin görünür kılmak adına parçalanmayı tam bütün yapmak adına yazmayalım söyler misiniz? Bu sorular devam eder gider, okurun düş gücünü ortaya çıkarmak, düşler ülkesinde gezdirirken bu düşlerini hayata geçirmesine imkân olanak hatta kapı açmak var iken neden niçin yazmayayım? Bir biri ile pekişmeyen gündelik ilişkilerimizin keşmekeşliğini, anlamsız bakış açısı ile dünya kaygısına düşerek birbirimizden uzaklaşmamızın hezeyanını anlatmak bunu okuyucun görüşünü alarak, hislerine tercüman olarak yazmak kadar güzel ne olabilir? Yazarken kendimi içinde bulmam okuyucuların dertleri ile ilgilenirken kendi derdime çare bulmam kadar güzel ne vardır? Yazarlarımız arasında kopukluk varken herkes kendisini tek sahibiymiş gibi görmeye çalışırken… Bizler fikirlerin hecelerin mısraların okuyucuyu güldürmesi hayatı daha güzelleştirmesi için birer söz hamalı iken neden yazmayayım yazmayalım?

Her güzelliği paylaşalım sağlığımızda
Şiirler güzellikler olsum her yanımızda
Etrafımızda gülücükler sarılmalar görelim baktığımızda
Gönülden gönül’e gülümseyerek varalım yazdığımızda

-Bu kısa dörtlükle kısaca ne demek istediğinizi anladık. Sizce insanın sevgiden umudundan hayallerinden vazgeçmesi, psikolojik anlamda ezilmesine ve ruhuna kendi eli hançerlemesine sebebiyet verir diyorsunuz, bize bunu daha geniş bir fikir rüzgârına kaptırarak açıklar mısınız?

-Evet, hatırladım, insan hislerini duygularını umudunu bilinçaltında yığdıkça, yığdığı o bilinçaltında yer kalmayınca karanlık bir köşeye attıkça o karanlık, fikirdeki o aydınlık yeri de zamanla kaplayacak, hatta nefes alınamayacak bir sıkışıklıkla boğacaktır. Karmaşıklıklar çözülmedikçe hani dediğimiz var ya hiç çözülemeyen Arap saçı benzetmesi vardır ya, işte karmaşıklıklar çözülmeden, birbirine geçen saç tellerini birbirinden ayırmadan nasıl düzeltmek mümkün değilse, bizlerde bu sevgimizden umudumuzdan hayallerimizden vazgeçmemeliyiz. Bir ara dinlenmeye alabiliriz, inşa etmek için şu anda elimizde malzeme yoksa şeklini çizebiliriz, işte şiirde bunun gibidir vazgeçmemek adına belki bir kısa süreliğine inşa etmeden önce şeklini çiz demektir. Çekingen davranma tutukluk yapan hislerini yeniden gözden geçir, öyle yola çık demektir. İnsanın kısır bir döngünün baskısından ancak şiirle yazacağımız denemelerle çıkmanın kapısını açabiliriz. Duygular hayaller hisler gönülde baskı altında tutmamız için bizlere verilmedi ki, gönülden gezerken bir gülümseme bir dokunuşla gül bahçeleri açmamız için bize verildi. Şiirde bir gülümseme ve dokunuştur, gül bahçelerini açtırmaktır vazgeçme yoluna devam et demektir, sevmektir sevilmek gülümsemek güldürmek sarmaktır… 

Duygularımızı dışa vuramıyorsak, şiirle bir iki mısra ile belirgin görünür kılabiliriz zaten şiir bunun için vardır. Yoksa bu güzellikleri bilinçaltında baskı altında tutmak demek onların yerine mutsuzluğu bencilliği yerine koymak demektir ki bunlarda insanı mutlu etmiyor. Düşünün fikrinizle bir odanın içindesiniz ve kapıyı açmak için doğrulmak kalkmak yerine, yerde bir sağa bir sola yuvarlanarak kapıyı açmayı denemeye başlıyorsunuz bu şekilde kapı açılır mı? Açılmaz tabi ki, kalkarak elimizle açmamız gerekirken… Kısacası kendimizi gizlemek görünmez yapmak bizi mutlu etmez görünen varan saran giden olmalıyız, zaten şiirde bize bunları anlatıyor söylüyor. Yoksa saklanarak her an şok dalgaları altında şoku yaşamamız için bu dünyaya da gelmedik… Farklı olmak farklı olanı gönlü dünyamızı güzelleştireni seçerek farkımızı göstermeliyiz hissettirmeliyiz. Şiir hiçbir zaman insanın kendine mahsus olan özelliklerini yitirmeden yol almasını, hissiz bir varlık haline gelmeden hissettiklerini söylemesini yaymasını eksik olan yerde bu eksikliği tamamlamasını söyler, buda şairin gönlünde süzülerek hecelere mısralara ve oradan da okuyucuya yansır. Üstat ne güzel diyor dinleyelim hissedelim isterseniz.

 Umut Yaprakları

“Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında
Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular.
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.”
                                                Özdemir Asaf
Anadolu
“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.“
                     Ahmed Arif
 Uyan
“Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Mademki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Mademki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Mademki umutlusun, umudu yaşatmak için“
                                                          Metin Eloğlu
-Teşekkürler ederim, bir kısara verelim tekrardan devam edeceğiz, bir çay molası diyelim arınma varma anlama arası molası diyelim lakin reklam arası demeyelim, diyerekten buyurun birer çay içelim haydi şirketten diyeceğim lakin okuyucularımızın gelmesi gerekir onları yormayalım kısa bir ara verelim gülümseyelim.
Mehmet Aluç


Monolog Röportaj-şiir Gönülde Bir İz Bırakmıştır Bir Çiçek Açtırarak...


Monolog Röportaj-Şiir, Gönülde Bir İz Bırakmıştır, Bir Çiçek Açtırarak Kokusunu Bırakmıştır…



- Efendim az ara vererek tekrar karşınızdayız saygıdeğer okuyucularımız. Gayemiz gönülde bir gülümseme bırakmaktır ve bunun için hala büyük gayret ve çaba içindeyiz. Sayın Gülveren sizce şiir başkasının oluşturduğu düşünceyi için yaşadığı sıkıntı ve kederi onaylamak için mi yazılır? Kısacası evet senin yaşadıkların gerçektir bende biliyorum ve senin yanındayım demek için midir?

-Öncelikle teşekkürler ederim, şairin şiirin var oluş amacını bu kadar kısa ve derinden özü ile soru olarak sormanız ve içinde cevabını barındıran cevabı ile gönülden hissederek hem sorarak hem de cevaplayarak bana bir cevap bırakmadınız sizi gönülden tebrik ediyorum, biliyorum ki sizde benim gibi şiirle yatıp kalkıyorsunuz. İnsanın sorularına gülümseyerek cevap veren şiir, kendini tüketenleri bir bir anlatırken insan bazen bunun farkında olmuyor. Hala arıyor oysa şiirle mısra ve hecelerle karşısında duruyor, yıllar sonra şiirin bir kapısını açıyor bütün cevaplar beklediği gülümsemeler şifalar karşında yıllardır gelmesini bekliyor… Şiir o an okuyucuya beklediğinin kendisi olduğunu haykırarak, her şeyin sırrı kendisinden saklı olduğunu söylüyor. Haliyle insan bir anda şaşırıyor! Anlıyor yalanlara inanarak yalanın dilinin ne kadar acı olduğunu, kendisini boş uğraşlarla yollara sokarak kendisinden uzaklaştırarak, kendisinden habersiz yaşadığının farkına vardırır, şiir.

                  ŞİİR SEVMEYİ ÖĞRETİRKEN TERK EDİP GİTMEZ HEP YANINDADIR

Şiir sevmeyi öğretirken terk edip gitmez hep yanındadır, yalanın dilini parça parça ederken, hakikat sözleriyle konuşmasını sağlar. İnsan kendisini harap eden yollara atarak ıstırap çektiğini çektirdiğini görmez, bir süre sonra görende ne yapması gerektiğini bilmez. İşte şiir şairin duygu gözlemi hisleriyle burada araya giriyor, çektiklerinin ıstırap olduğunu bunu da kendi eliyle olduğunu söylerken, kendisinin sebebiyet verdiğini yine kendisinin yok edeceğini söylüyor. İnsan bazen düşünür ya ölüm mü rüya, rüya mı ölüm! Rüya ölümdür aslında, ölüm yeniden diriliştir, sonsuzluk kapısına açılan bir pencere… Yaşadığımız hayat rüyadır ölümle farkına vardığımız, bununla şunu anlatmak istedim, rüya ölümün yaşadığımız canlı halidir yani rüyada ölümü yaşayan insan, ölümle bu dünyada her şeyini bırakarak gidende yine insan, her şey insan içindir, her şey insanın kendi içindedir hatta âlem dünya insanın gönlündedir iç dünyasında gözlerine yansıyan bir yansımadır desek umarım yanlış söylemiş olmam. İşte Üstat Özdemir Asaf ağlayan birisinin ağlamasını hissederek yazmış. Hissettiklerini unutmak için ağlamak çaredir içindeki yarayı sökerek atmaktır, bazen yetmezse de üstünü ört diyor üstat… Bundan daha güzel gönül his birliği olabilir mi?

Ağlamak
Bazı acılarda yetmez
Bazı ölümlere
Örtüsüdür bazı acıların
Örter, örtülmez
Savunur bir süre
Ağlayanlar sevinmeli
Sevin ağlayabiliyorsan
Acılar art arda dinmeli
Durur bir nöbetçi gibi
Durur bir bekçi gibi
Zamana gülmeli gülmeli
Sevin ağlayabiliyorsan
Unutmanın kardeşidir ağlamak
Uyur uyanır yatağında duyguların
Düşüncenin kucağında hep çocuktur
Ağlamak.
Özdemir Asaf
Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan…
Dışından anlaşılmaz.
Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan…
Paylaşılmaz.
Bir düşün’de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.
Özdemir Asaf

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin…..
                             Can yücel

ÂLEMLERİN RABBİ YÜCE ALLAH İNSANIN SURETİNE DEĞİL GÖNLÜNE BAKAR, BU NEDENLE ÇOK ŞANSLIYIZ HEM DE ÇOK BAHTİYARIZ, ÇÜNKÜ GÖNLÜMÜZDE ŞİİRLE HECELERİN MISRALARIN GÜLÜMSEMESİNİ TAŞIYORUZ

ve şiir devam eder bitmez, ömür bu âlemde bitince de bitmez, gönülde bir iz bırakmıştır, bir çiçek açtırarak kokusunu bırakmıştır içinde, insan dirilince yeniden duyar hisseder bu kokusunu, görür izleri, zaten. Âlemlerin Rabbi Yüce Allah insanın suretine değil gönlüne bakar, bu nedenle çok şanslıyız hem de çok bahtiyarız, çünkü gönlümüzde şiirle hecelerin mısraların gülümsemesini taşıyoruz, şöyle biraz daha geniş hayal dünyasına az dalın ne demek istediğimi gülümseyerek anlayacaksınız zaten vesselam.
Mehmet Aluç

Şiirlerim Ve Ben: Yaşama Hayat Neşe Katan İnsani Aktivitelerimiz ...

Şiirlerim Ve Ben: Yaşama Hayat Neşe Katan İnsani Aktivitelerimiz ... :       Yaşama Hayat Neşe Katan İnsani Aktivitelerimiz   Yaşama ha...